19. Yüzyılda Sümbülzade Vehbi Tarafından Yazılan Şiir Ve Hikayesi

'Mizah / Eğlence' forumunda Rapertuar tarafından 24 Ara 2017 tarihinde açılan konu

Bu Sayfayı Paylaş

  1. Rapertuar

    Rapertuar Üye Üye

    Katılım:
    24 Ağu 2017
    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    13
    Ödül Puanları:
    8
    Divan Edebiyatı şairlerinden olan Sümbülzade Vehbi, "rücu" şiirleriyle de ayrı bir ün yapmıştı. Bir gün padişah vehbiyi yanına çağırır ve "Bana öyle bir şiir yaz ki ilk mısrayı okuyunca içimden seni öldürmek, ikinciyi okuyunca ödüllendirmek gelsin" der ve Padişahın emri üzerine Vehbi’nin hazırladığı divan edebiyatının en güzel ve en eğlenceli “rücû” örneği ortaya çıkar.


    Azm-ü hamam edelim,sürtüştürem ben sana,
    Kese ile sabunu,rahat etsin cism-ü can..
    ***
    Lal-ı şarab içirem ve ıslatıp geçirem,
    Parmağına yüzüğü,hatem-i zer drahşan..
    ***
    Eğil eğil sokayım,iki tutam az mıdır?
    Lale ile sümbülü kahkülüne nevcivan..
    ***
    Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam,
    Bir gümüş ibrik ile destine ab-ı revan..
    ***
    Salınarak giderken arkandan ben sokam,
    Ard eteğin beline,olmasın çamur aman..
    ***
    Kulaklarından tutam,dibine kadar sokam,
    Sahtiyandan çizmeyi,olasın yola revan..
    ***
    Öyle bir sokayım ki,kalmasın dışarda hiç,
    Düşmanın bağrına,hançerimi nagehan..
    ***
    Eğer arzu edersen ben ağzına vereyim,
    Yeterki sen kulundan lokum iste her zaman..
    ***
    Herkeze vermektesin,birde bana versene
    Avuç avuç altını,olsun kulun şaduman..
    ***
    Sen her zaman gelesin,ben Vehbi'ye veresin,
    Esselamun aleyküm ve aleykümüsselam...


    Azm: Toplantı
    Zer: Altın
    Drahsan: Süslü
    Nevcivan: Genç kişi
    Dest: Ayak
    Sahtiyan: Kuzu derisi
    Nagihan: Aniden
    Sadumnan: Mutlu,sevinçli
     
  2. Rapertuar

    Rapertuar Üye Üye

    Katılım:
    24 Ağu 2017
    Mesaj:
    42
    Alınan Beğeniler:
    13
    Ödül Puanları:
    8
    SÜNBÜLZÂDE VEHBİ VE RÜCU SANATLI BİR ŞİİRİ..

    Sait KÜÇÜK (*)
    Araştırmacı Yazar

    Sünbülzâde Vehbi, Divan Edebiyatı şairlerinden olup 18. yüzyılda yaşamıştır. Arapça ve Farsçayı lügatlerini yazacak derecede bilen, başta kadılık olmak üzere birçok devlet hizmetinde bulunan Sünbülzâde Vehbi, III.Selim tarafından “Sultânü’ş-şuarâ” unvânıyla ödüllendirilmiştir.
    Lakaplarının Sünbülzadeler olduğu, Maraş’ta doğup İstanbul’da öldüğü bilinen Sünbülzâde Vehbi’nin bazı internet sitelerinde Mora’lı olduğu da yazılmakta ve söylenmektedir. Onunla ilgili bir çalışması olan Yrd. Doç. Dr. Süreyya Ali Beyzâdeoğlu’nun hazırladığı Sünbülzâde Vehbi adlı kitapta Mora’lı olduğuna dair kayıt bulunmamaktadır. (1)
    Sünbülzâde Vehbi, Sünbülzâde Vehbi Efendi olarak da tanınmaktadır. Halk arasında divan şiirleri ile değil, en çok rücu sanatını gerçekleştirdiği “Bezm-i hamam edelim/Sürtüştürem sana ben” mısralarıyla başlayan şiiriyle tanınmaktadır. Sünbülzâde Vehbi Efendi denildi mi ilk akla gelen bu şiiridir. Bu şiiri Anadolu aşıklarının ezberindedir. Fakat Yrd.Doç. Dr. Süreyya Ali Beyzâdeoğlu’nun yayınladığı kitapta yer almamaktadır.
    Rücu kelimesinin anlamı şudur: Rücu sanatının işlendiği bu sanat divan edebiyatı sanatlarından olup mesajın, ilk satırda tahmin edilenden çok farklı olduğunu ikinci satırda anlatma tarzıdır. (2)
    Rücu, geriye dönüş sanatı olarak da tarif edilir. Bir düşünceyi daha güçlü anlatmak için, söylenen sözden döner gibi davranmaya rücu denir. Sanatçı; nükte, üzüntü, sevinç, heyecan, dehşet gibi durumlarında anlatımı daha güçlü ve canlı kılmak için rücu sanatına başvurur. Rücu’da, önceki sözden dönüş yok, fakat döner gibi yapma vardır. Amaç, anlamı pekiştirmektir. Dönüşler art arda sıralanır. (3)
    Rücu Sanatı ile yazdığı bir şiiriyle tanınan Sünbülzade Vehbi’yi rivayete göre dönemin padişahı huzuruna çağırır ve der ki “Bana öyle bir şiir yazacaksın ki şiirin ilk iki satırı seni cellatın eline verecek, son iki satırı ise cellatın elinden azat edecek. Bunu başarırsan mükafatlandırılacaksın, başaramazsan öleceksin”
    Sünbülzâde Vehbi, padişahın huzurundan ayrılır. Rücu sanatının en üst zirveye oturduğu bir şiir yazar. Şiirini bitiren Vehbi Efendi varır padişahın huzuruna çıkar. Padişah kütüğü meydana koydurur. Cellatın eline keskin bir satır verdirir. Vehbi Efendi’yi celladın yanına yollar. Vehbi Efendi’ye: Oku bakalım şiirini, der. Vehbi Efendi kendinden emin bir şekilde başlar şiirinin birinci dörtlüğünü okumaya:
    Bezm-i hamam edelim / Sürtüştürem sana ben, deyince Padişah: Bak bu münasebetsize diye kızarak celladına: Vur bunun kellesini, der. Cellat Vehbi Efendi’nin boynunu kütüğe yatırır. Tam keskin satırı vurma anında Vehbi Efendi şiirini: Kese ile sabunu / Rahat etsin cism-i can, diye tamamlar. Padişah: Azat et, diye ünler. Şiirin diğer kıtalarında da bu olay devam eder. En sonunda Vehbi Efendi yüzünün akıyla bu imtihandan çıkıp ödüller alır.
    Bu şiir okunurken halkı düşünmekten daha çok gülmeye sevk eder. Bu yüzden de halk arasında çok yaygındır. Divan edebiyatından uzak, halk edebiyatına yakın olan halk bu şiir sayesinde Sünbülzâde Vehbi ile tanışır. Tıpkı Nasrettin Hoca ile tanışması gibi. Halk Sünbülzâde Vehbi’yi kendi içinden biri sayar. Onu Rücu Sanatı’nın dile geldiği şiir ile yaşatır.
    Bu şiir kitaplarda yer almaz. Ancak birileri internet sitelerine yalan yanlış olarak geçmişler. Ben halk arasında tanındığı ve okunduğu gibi dörtlükler şeklinde, ağabeyim Sümer Küçük’ten ve Doğu Anadolu yöresi aşıklarından hemşerim Aşık Kemal Devrani’den aldığım gibi aktaracağım:


    Bezm-i hamam edelim
    Sürtüştürem sana ben
    Kese ile sabunu
    Rahat etsin cism-i can

    Lal-ı şarap içirem
    Islatarak geçirem
    Parmağına yüzüğü
    Hatem-i zer dirahşân

    Eğil de bir sokayım
    İki tutam az mıdır
    Lale ile sümbülü
    Saçına ey nevcivan

    Diz çökerek önüne
    Ilık ılık akıtam
    Bir gümüş ibrik ile
    Destine ab-ı revan

    Sen salınıp giderken
    Ben ardından sokayım
    Eteğini beline
    Olmasın çamur aman

    Kulaklarından tutam
    Dibine kadar sokam
    Sahtiyandan çizmeyi
    Olasın yola revan

    Öyle bir sokayım ki
    Dışarda hiç kalmasın
    Düşmanının bağrına
    Hançerimi na-gehan

    Herkese vermektesin
    Bir de bana versene
    Avuç avuç altını
    Olsun kulun şadüman

    Sen elinle tutmadan
    Ben ağzına vereyim
    Yeter ki sen kulundan
    Lokum iste her zaman

    Sen her sabah gelesin
    Ben VEHBİ’ye veresin
    Esselamünaleyküm
    Ve aleykümselam (4)

    Sözlük:
    1- Bezm : Topluluk, toplantı.
    2- Cism-i can : Cisim olan can.
    3- Lal-ı şarap : Kırmızı şarap
    4- Hatem-i zer : Cömertçe sunulan altın
    5- Dirahşân : Parlak, parıldayan
    6- Nevcivan : Yeni civan, genç.
    7- Dest : El
    8- Ab-ı revan : Akar su.
    9- Sahtiyan : Cilalanmış deri.
    10- Revan : Giden, akıcı.
    11- Na-gehan : Birden bire, aniden
    12- Şadüman : Bahtiyar, sevinçli. (5)

    (*) Sait Küçük, Araştırmacı Yazar ve Halk Ozanı.

    Dipnotlar:
    1-Yrd. Doç. Dr. Süreyya Ali Beyzâdeoğlu,Sünbülzâde Vehbi, Şule Yayınları Kasım 2000
    2-sozluk.sourtimes.org/show.asp-rucu-sanatı
    3-www.gramerimiz.com/edebi-sanatlar/rucu-geriye-donus-sanati
    4-Şair Sümer Küçük, Aşık Kemal Devrani.
    5-Osmanlıca Türkçe Lugat ve Büyük Türkçe Sözlük.
     

Bu Sayfayı Paylaş